29/11/2006 - ölümün yanındaki adamdan...
Adımla çağırın derdi hep bana
Adını severdi,
Adımlarını izlerdi hep kendinin
Aklının kaldırım taşlarında
Oscar
Canlı ve sade gibi sessizdi eşsiz krom ozanlar yalnızlığında
Soluksuzdu soğuk uzun koşular gibi..
Alkolle vaftiz edildiğini söylerdi
İki kadehlik isteklerdi ,sterilizeydi de yaşam
Zamanla fondip dakikalarda
Şarkıların yorgun sancılarına saklanıp, dinlerdi
nakaratlara sıkışmış sarhoş duygulardı olgular aslında
şerefe onun en sevdiği besteydi
güftesi son kadeh tokuşturmalardan kalan
notasız camdan nazik ince seslerdi
adıyla çağırılmasını severdi
Oscar
Anasonu severdi ,şerbetçi otu eker
Sulandırıp içerdi
Sekti tek başına taşıdığı yorgunluğu
Çekti set di gençti bedeni
Hayal kırıkları koleksiyonuna
Umudu hep teğet geçerdi ..
Kaderinin dilsizliğine gülüp içerdi
Anasonu severdi şerbetçi otu ekip sulandırıp içerdi
Hangi mısraya eklersen öfkeyi
Alışkanlık yaratan serin bir acı oluşurdu
Derin bir kanama sancısında buluşurdu
Çocukluğumuz
Oscar’ın saçları hep uzundu
Hayalleri hep kısa
Yüzündeki sesi kesin bir ifadeyle solgundu
Durgundu da zaman onun için
Yorgun olduğu kadardı beklide geçmiş
Bıraktığı kalıntılarıyla….
Umutsuz bir girdabın dönencesinde
Savuruyordu onları rüzgarın heybetle esişi
Estikçe rüzgar onlar savruluyor
Onlar savruldukça bir imge düşüyordu göklerden
Üşüyen sevdalarının üzerine
Güneş doğarken diğer taraf kararıyorsa
Bu adil bir kalabalık değildir
Tanrı gerçek bir yalancıdır
Yada iyi bir hokkabaz, iyi bir cambaz
Pantomim ustası yada
Güneş batarken diğer taraf aydınlanıyorsa
Bu gerçek bir oyun değildir
Senaryolar gerçek değildir
Replikler gerçek değil
Kameraman gerçek değil
Birileri gülüp oynayıp jazz masalarında
Haz doruklarına ulaşırken
Kimilerinin mastürbasyon ibadetleri gerçek değildir
Birileri ölürken diğerlerini kanla büyümesi yalandır
Sanaldır sevgiler anal alındığında
Sessizlik gerçek değildir
Duygular yargılarken korkuları ,
Toplum adil bir kalabalık değildir
Bir tarafta güneş doğup
Diğer tarafta batıyorsa…..
Gözünüzü açtığınızda gördükleriniz
bir pislik kokusu muydu bu kentte.
Bu ney miydi aslındanın ardından gelen kelime
Yoksa mıydı bizi bu yalnızlığa iten
İttikçe çıkılmaz bir kuyuya ev sahipliği eden
Bir canavar mıydı beyin
Cümleler bir bir devrilirken ,bu kent sessizken
Bu kent pislik kokarken
Kanallardan kanlar akarken
Kan alırken izolasyon yapıyken imla..
Sırra kadem basanlar poker oynarken
Devrilen cümlelere mezarlık yetmiyordu
Ruhlarına fatiha diyecek cetler ararken
Kimsesizliklerinin sessizlikleriyle yolculanıyorlardı
Yağmur yağdığında bu kent ıslanacak sanmayın
Gerenimo ıslanacak …
Bir kartezyen çarpımı Gerenimo
Para ustu alış-verişlerde
ıslaklığında buharın buğusunun
süblimleşme Gerenimo ..
asparagas haber yada muamma
duyulmamışın ardına gizlenen sır sanki
saydam yüzlere saklanan özün yüzdeki teni
sancılı bir hancının merak dolu bakışı geronimo
bir tren vagonun diğer vagonu çekmesi
iç hatlarımızdan dış hatlarımıza bir kalkış Gerenimo
rötarlı bir gün doğumunu özleyen öz
sözlere sığmayan bir yüklem Gerenimo
ardına bakmadan koşulan koşuların
yorgunluğunda gizlenen iz kadar sessizken
ve kimsesizken
ve de sadeyken sekseksen , teksen
ve kimseler yokken
ardına bakmadan ağlamak Gerenimo
yağmur yağdığında bu kent ağlayacak sanmayın
Gerenimo ıslancak…bir kartezyen çarpımı
Para ustu alış verişlerde
Islaklığında buharın buğusunun
Süblimleşme Gerenimo
Yaprak taşlarla oynanan bir okey masası
Yaşadıklarımız bu kentte
Oyunculular karşılıklı oturmuş
Katiller ayakta
Balistik mide kanamaları geçiriyorum
Sancılar manik depresif uykular
Bu kentte herkes ajan
Her şey telsiz
Bu kentte herkes suçlu
Bu kentte moda olan hiçbir şey yok
Bu kentin adı öle zaten
Şansımız %50 yüzde elli
Bir barbekü masası mı bu kent
Bir umut dönencesi mi
Bu gece şansımız dönerimiydi
Bir ihtimal daha varımıydı
An meselesi gibi Musul ve Kerkük müydük
Sınırlar tanımayan sınır kavgalarımızda
Sinir imtihanlarında mıydık
Birden ışıklar kesildi..
Bileklerde pranga ayaklarda kelepçe
Yüreklere vurulmuş müebbet renklerdi
Işıklarında aydınlandığımız
Birde satırların arasına sıkışmış
Acı sevdamız..
Bu kente seyahatlerim sancılı bir
Aybaşı kanaması
Sancılı bir rutubet kokusu
Tek Dumanlık takla akşamları
Sirenlerin çalındığı kurulmuş bir
Son nefes alarmı
Kelepçe sonra
Nezaret uykular
Bu kent kurtuluşu bekleyen
Yorgun bir tanrı
Bu kent çamurlu
Bu kent yorgun
Bu kent bir ajan aynasız telsizlere….
Thomas geldi ve masaya oturdu
Aydınlık bir gelecek getirmişti onlara
Yağmur yağmayan ve gün doğmayan
Dünyalarına
Bulutları alınmış bir gökyüzü
Armağan etmeye geldi
Hediyeyi ilk Oscar almıştı
Oscar la tanıştı Thomas
İlk kurbanını kolayca yakalamıştı
Adıyla çağırılmasını severdi Oscar
Dumanlı bir moda akşamına
Şarap kırmızısı gelecek ektiler
Oscar hediyeyi çok sevmişti
Ve de Ömür boyu çok seveceği
Thomas ;
Güneşli günleri saydam bakışlara
Bırakan
Görünmeyen insan …
Atmosferik basınçları yüksek tansiyonlara
Çıkaran
Bonzai ağacı Thomas
Noel baba bakışlı Thomas
Mutluluğu arayan yıldızların uçuşu gibi geçti kuşlar
Bir zaman akımındaydılar
Bir imleç geçti düşlerinden
Beklide bir nokta bir virgül
Bir zaman akımındaydılar
Yıldızların kayışı gibi geçti aşkları
Sancılı bir akşam rüzgarı gibi
Uzun uzadı bir gökkuşağı yalnızlığında
Taşlı sopalı saldırıların
Katran karası sevdasını arıyorlardı
Geceye düştüler birlikte
Oscar’ın elleri kanıyordu
Öylece bir köşede yalnız
yalnızlığına ağlar bir halde
ansız dakikalar gibi zamansız
Oscar’ın sesi kanıyor ve
Sessizce ağlıyor
Karanlıktı gece ve sessizdi yıldızlar kadar
Katiller
Bir aşktan diğerine gitmek için
Cesetler banliyö
Cesetler yolcu taşıma servisiydi
Bu kentin kaldırımları aşk kokardı
Karakolları cop
Bu sahil kenti insanlarının yüzleri
Kin kusardı sokaklara
Thomas derin derin nefes aldı
Ve derin derin nefes verdi
Kan kustu ağzından çıkan Dumalar
Şehrin girdabındaki karanlık şövalyelere
Yere duştu yavaşça ve söndü
Bu kent içine çektiğini götüren bir kara delik binlerce asırlık
Ama bu kent bir Gerenimo daha yaşlandıramaz
Bu kent bir sesi daha kanatamaz
Bu kent bir güneşi bile ağlatamazdı
Thomas gibi….
|