Hart

11/6/2007 -

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/11/2006 - ölümün yanındaki adamdan...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/11/2006 - ölümün yanındaki adamdan...

Adımla çağırın derdi hep bana

Adını severdi,

Adımlarını izlerdi hep kendinin

Aklının kaldırım taşlarında

Oscar

Canlı ve sade gibi sessizdi eşsiz krom ozanlar yalnızlığında

Soluksuzdu soğuk  uzun koşular  gibi..

 

Alkolle vaftiz edildiğini söylerdi

İki kadehlik isteklerdi ,sterilizeydi de yaşam

Zamanla fondip dakikalarda

Şarkıların yorgun sancılarına saklanıp, dinlerdi

nakaratlara sıkışmış sarhoş duygulardı olgular aslında

şerefe onun en sevdiği  besteydi

güftesi  son kadeh tokuşturmalardan kalan

notasız  camdan nazik ince seslerdi

adıyla çağırılmasını severdi

Oscar

 

Anasonu severdi ,şerbetçi otu eker

Sulandırıp içerdi

Sekti  tek başına taşıdığı yorgunluğu  

Çekti set di gençti bedeni

Hayal kırıkları koleksiyonuna

Umudu hep teğet geçerdi ..

Kaderinin dilsizliğine gülüp içerdi

Anasonu severdi şerbetçi otu ekip sulandırıp içerdi

 

Hangi mısraya  eklersen öfkeyi

Alışkanlık yaratan serin bir acı oluşurdu

Derin bir kanama sancısında buluşurdu

Çocukluğumuz

Oscar’ın saçları hep uzundu

Hayalleri  hep kısa

 

Yüzündeki  sesi kesin bir ifadeyle solgundu

Durgundu da  zaman onun için

Yorgun olduğu kadardı beklide geçmiş

Bıraktığı kalıntılarıyla….

 

Umutsuz bir girdabın dönencesinde 

Savuruyordu onları rüzgarın heybetle esişi

Estikçe rüzgar onlar  savruluyor

Onlar savruldukça bir imge düşüyordu göklerden

Üşüyen sevdalarının üzerine 

 

 

Güneş  doğarken diğer taraf kararıyorsa

Bu adil bir kalabalık değildir

Tanrı gerçek bir yalancıdır

Yada iyi bir hokkabaz, iyi bir cambaz

Pantomim ustası  yada

 

Güneş  batarken diğer taraf aydınlanıyorsa

Bu gerçek bir oyun değildir

Senaryolar gerçek değildir

Replikler gerçek değil

Kameraman gerçek değil

 

Birileri gülüp oynayıp jazz masalarında

Haz doruklarına ulaşırken

Kimilerinin mastürbasyon ibadetleri gerçek değildir

 

Birileri ölürken diğerlerini kanla büyümesi yalandır

Sanaldır sevgiler anal alındığında

Sessizlik gerçek değildir

Duygular yargılarken korkuları ,

Toplum adil bir kalabalık değildir

Bir tarafta  güneş doğup

Diğer tarafta batıyorsa…..

  

 

Gözünüzü açtığınızda gördükleriniz

bir pislik kokusu muydu bu kentte.

Bu ney miydi aslındanın  ardından gelen kelime

Yoksa mıydı  bizi bu yalnızlığa iten

İttikçe çıkılmaz bir kuyuya ev sahipliği eden

Bir canavar mıydı beyin

Cümleler bir bir devrilirken  ,bu kent sessizken

Bu kent pislik kokarken

Kanallardan kanlar akarken

Kan alırken izolasyon yapıyken imla..

Sırra kadem basanlar poker oynarken

Devrilen cümlelere mezarlık yetmiyordu

 Ruhlarına fatiha diyecek cetler ararken

Kimsesizliklerinin sessizlikleriyle  yolculanıyorlardı

 

 

Yağmur yağdığında bu kent ıslanacak sanmayın

Gerenimo   ıslanacak  

Bir kartezyen çarpımı Gerenimo

Para ustu alış-verişlerde

ıslaklığında  buharın buğusunun

süblimleşme Gerenimo ..

asparagas haber yada muamma

duyulmamışın ardına gizlenen sır sanki

saydam yüzlere saklanan  özün yüzdeki teni

sancılı bir hancının merak dolu bakışı geronimo

 

bir tren vagonun diğer vagonu çekmesi

iç hatlarımızdan dış hatlarımıza bir kalkış Gerenimo

rötarlı bir gün doğumunu özleyen öz

sözlere sığmayan bir yüklem Gerenimo

 

ardına bakmadan koşulan koşuların

yorgunluğunda gizlenen iz kadar sessizken

ve kimsesizken

ve de sadeyken sekseksen , teksen

ve  kimseler yokken

ardına bakmadan ağlamak Gerenimo

 

yağmur yağdığında bu kent ağlayacak sanmayın

Gerenimo ıslancak…bir kartezyen çarpımı

Para ustu alış verişlerde

Islaklığında buharın buğusunun

Süblimleşme Gerenimo

 

 

Yaprak taşlarla oynanan bir okey masası

Yaşadıklarımız bu kentte

Oyunculular karşılıklı oturmuş

Katiller ayakta

Balistik mide kanamaları geçiriyorum

Sancılar manik depresif uykular

 

Bu kentte herkes ajan

Her şey telsiz

Bu kentte  herkes suçlu

Bu kentte moda olan hiçbir şey yok

Bu kentin adı öle zaten

 

Şansımız %50 yüzde elli

Bir barbekü masası mı bu kent

Bir umut dönencesi mi

Bu gece şansımız dönerimiydi

Bir ihtimal daha varımıydı

An meselesi gibi Musul ve Kerkük müydük

Sınırlar tanımayan sınır kavgalarımızda

Sinir imtihanlarında mıydık

Birden ışıklar kesildi..

Bileklerde pranga ayaklarda kelepçe

Yüreklere vurulmuş müebbet renklerdi

Işıklarında aydınlandığımız

Birde satırların arasına sıkışmış

Acı sevdamız..

 

Bu kente seyahatlerim sancılı bir

Aybaşı kanaması

Sancılı bir rutubet kokusu

Tek Dumanlık takla akşamları

Sirenlerin çalındığı kurulmuş bir

Son nefes alarmı

Kelepçe sonra

Nezaret uykular

 

Bu kent kurtuluşu bekleyen

Yorgun bir tanrı

Bu kent çamurlu

Bu kent yorgun

Bu kent bir ajan aynasız telsizlere…. 

 

 

Thomas geldi ve masaya oturdu

Aydınlık  bir gelecek getirmişti onlara

Yağmur yağmayan ve gün doğmayan

Dünyalarına

Bulutları alınmış bir gökyüzü

Armağan etmeye geldi

Hediyeyi ilk Oscar almıştı

Oscar la tanıştı Thomas

İlk kurbanını kolayca yakalamıştı

Adıyla çağırılmasını severdi Oscar

 

Dumanlı bir moda akşamına

Şarap kırmızısı gelecek ektiler

Oscar hediyeyi çok sevmişti

Ve de Ömür boyu çok seveceği

Thomas ;

Güneşli günleri saydam bakışlara 

Bırakan

Görünmeyen insan …

Atmosferik basınçları yüksek tansiyonlara

Çıkaran

Bonzai  ağacı Thomas

Noel baba bakışlı Thomas 

 

 

Mutluluğu arayan yıldızların uçuşu gibi geçti kuşlar

Bir zaman akımındaydılar

Bir imleç geçti düşlerinden

Beklide bir nokta bir virgül

Bir zaman akımındaydılar

Yıldızların kayışı gibi geçti aşkları

 

 

 

Sancılı bir akşam rüzgarı gibi

Uzun uzadı bir gökkuşağı yalnızlığında

Taşlı sopalı saldırıların

Katran karası sevdasını  arıyorlardı

Geceye düştüler birlikte

Oscar’ın elleri kanıyordu

Öylece  bir köşede yalnız

yalnızlığına ağlar bir halde

ansız dakikalar gibi zamansız

Oscar’ın sesi kanıyor ve

Sessizce ağlıyor

 

Karanlıktı gece ve sessizdi yıldızlar kadar

Katiller

Bir aşktan diğerine gitmek için

Cesetler banliyö

Cesetler yolcu taşıma servisiydi

 

Bu kentin kaldırımları aşk kokardı

Karakolları cop

Bu sahil kenti insanlarının yüzleri

Kin kusardı sokaklara

 

Thomas derin derin nefes aldı

Ve derin derin nefes verdi

Kan kustu ağzından çıkan Dumalar

Şehrin girdabındaki  karanlık şövalyelere

Yere duştu yavaşça ve söndü

 

 

Bu  kent içine çektiğini götüren bir kara delik binlerce asırlık

Ama bu kent bir Gerenimo daha yaşlandıramaz

Bu kent bir sesi daha kanatamaz

Bu kent bir güneşi bile  ağlatamazdı

Thomas gibi….

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/5/2006 - NE

sex

virgin

sugarcane

drama

toys

drug

dogz

anima

perform

poi

fire

videoart

enstelasyon

dance dance dance

screeeeaaaammmm

spike

spiderman

show

cold

secret

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/3/2006 - ZaMan FoRmU BozDu

Ve zaman geri döndü. Gidişi o kadar korkutmuştu ki beni, dedim ben susayım, zaman konuşsun. Konuştu:

“Ben durunca varsınız. Bense akarken varım. Ama görme işini akarken değil de durunca yaptığınızdan beni de o boyutlardan biri sanıyorsunuz.”

Lafı aslında herkese değildi kuşkusuz. Birilerinin bozduğu gerçekliği bir daha bozanlara konuştu zaman. Ben yine sustum, o devam etti:

“Durumlar olmasaydı boyutlar da olmazdı. Ben ise aradayım ve iki durum gerekiyor benim üzerime konuşmanız için.”

Ben yine konuşmak istedim, ikinci durumun içindeyim çünkü bir kere bozuldu herşey kafamda bir yanlış yüzünden (zamana dördüncü boyut demek) ve şimdi onu temizlemeye çalışıyorum. Sözü zamana bırakarak:

“Beni forma oturtmak zorunda mı insan! İnsan, ben diyen hayvan. Ben deyip de kendi içine bakamayan ama dışından bakmasını yeterli bulup bilen hayvan olmak için kategorize eden hayvan. Üç boyut gerçeklikte varsa da gerçeğin kendi değildir. Gerçek başka bir şey ve ona dört denerek varılmaz. Dörtten sonra çünkü sıfır gelebilir beşi getirmezsen, beş denecekse bu daha altıyı da ister yediyi de ister...”

Bu laflar ağrıma gitti. Ama yüzüm olmadığı için bir ses çıkaramadım. Sesi de çünkü beşinci boyut sanıyordum. Ve biliyorum ki önce ses vardı fakat ben sesli saymadım. Zaman saymaya başladı:

“Altı yedi... Bu işe sayı sayma denir ve bu beni örgütmenin bir yoludur. İnsan alet yapan hayvan. Zaman organizasyonu aletini de yapmış, elektron kontrol makinesi, ya da halk diliyle bilgisayar”

Bu sefer korktum. İstedim ki zaman bir daha intihar etsin. O kadar çok istedim ki karşı çıkmak zorunda kaldım zamana.

Ve ben diyorum tekrar. Zamansız da olabilirim. Üç boyutlu ama zamansız. Bu ya her anda durmakla olacak ya da her duran andan çıkmakla.

Sustu zaman. Onun susması benim düşünmem demektir. Düşündüm. Dedim ki ben varım benim etrafımdakilerde bir ben var ve benim “bu sayfada olma beni”m var. Hepimiz ayrı bir şey, hepimiz bir şey. Ve bu benden çok var, her yerde bir ben var çünkü. Bunları iyi ki de söylemişim: Zaman intihar etti ama sayfa bitmişti. Zamana gerek kalmamıştı çünkü zaman, zaten, gerekince var. Bu gereksinme ama kaçınılmaz. Şimdi biliyorum ki zaman gene gelecek.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Şimdi

hayali hart art hyperart sanat tasarım performans...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Neler Var?

farkistan farkistan
ekitap bengü